BAL-AR

ARI HASTALIKLARI

            l- N o s e m a (Nosema apis Zander)

 

            Nosema hastalığı, bal arısı erginlerinin sindirim sisteminde görülen ve Nosema Apis (Zandar) tarafından maydana getirilen protozoer bir hastalıktır. Bu hastalık, işçi ve erkek arılarda hatta ana arıda bile görülebilir.Koloni bireylerinde tehlikeli bir mikrobik ishale neden olan hastalık bu gün Orta Afrika hariç, dünyanın hemen her yerine yayılmış durumdadır.

 

            Etmeni

 

            Nosema Apis bir hücreli canlılar sınıfındandır. Parazitik hayata uyum göstermişlerdir.Bu cinse bağlı diğer türler ipek böceği, balıklar ve bazı omurgalı hayvanlarda çeşitli hastalıklara neden olurlar. Sporları doğada yaygın olarak bulunur. Nosema Apis arılarda ishale sebep olurken birçok bakteri ve amip (Amoeba) barsak içindeki bu üremeye paralel olarak gelişerek hastalığı hızlandırır.

 

            Sporlarda dayanıklılık.

 

            Doğada N. apis sporları soğuğa karşı dayanıklıdır. Ancak çok sıcak ve kurak iklim koşulları altında yaşama şansları azalmaktadır. Bala bulaşması halinde en az l0 ay petek gezlerinde, dışkı ile bulaşması halinde ise en az l4 ay canlı kalabilmektedir.Demekki Nosema Apis rutubet menşeili bir hastalık türüdür. Malesef arılarınızı kışlık düzene geçirirken söz konusu bu tehlikeli hastalığın etmeni olan aşırı rutubetin kovanlarınızdan dışarı atılması konusuna hiç önem vermediğiniz meydana çıkmaktadır.

 

            Bulaşma şekli

 

            Arılar N. apis sporlarını bulaşık besinlerle veya sularla sindirim sistemine alırlar. Yemek borusundan ön mideye buradan da mide veya orta barsak a geçen sporlar, epitel hücrele içinde üremeye başlar.

 

            Hastalığın Gelişmesi

 

            Hastalık hafif seyrediyor ise, binlerce arı arasından hastalığın ilk belirtilerini seçmek zor olabilir. Hatta sağlıklı gibi görülen kolonilerdeki arıların çoğunda Nosema sporlarının bulunduğu saptanmıştır. Bunun için ilkbahar ve sonbaharda örnekleme metodu ile arı barsağının mikoskobik kontrollarının yapılması gerekmektedir.Şu an ilimiz dahilinde böyle bir kontrol mekanizmasının olmadığı bilinen gerçektir. Ancak temennim böyle bir araştırma laboratuvarının KSÜ. nezdinde oluşturularak arıcılarımıza yardımcı olunması tarafındadır.  Kolonide hastalığın erken teşhisi doğabilecek büyük zararı önleyecektir.

 

            Doğal bulaşma

 

            Nosema sporları, hastalığa yakalanmış arının dışkısında sürekli olarak bulunur. Hasta arılar, sarı-turuncu renkteki dışkılarını çerçeveler, petekler ve kovanın dip tahtası üzerine bırakırlar. Bal ve polen stokları dışkı ile bulaşabilir. Dışkı yapma, kovan çevresindede devam eder. sporlar, kovandaki ve tarlacı arıların vücutlarına, tüylerine ve ayaklarına bulaşır. arıların birbirine sürtünmesi ile sporlar diğerlerine geçer.

            Sağlıklı arılar taze dışkıyı yalar, kurumuş dışkıyı ise kemirir. Arıların besin alışverişi sırasındada doğal bulaşme devam eder. Hasta bir arının orta barsağında 25 milyon, 0,2 Cm 3 dışkı  içinde ise yaklaşık 50 milyon spor bulunmaktadır. Ağır nosemalı kolonilerin balında hastaalığın şiddetine göre değişik sayıda spor sayılmıştır. Örneğin, l gr balda l0 milyon Nosema sporu sayılmıştır.

            Soğuk ve yağışlı havanın uzun süre devam etmesi sonunda arılar uçuşa çıkamadıkları için dışkılarını kovan içine bırakmak zorunda kalırlar. Bu olumsuz koşullar altında kolonideki sağlıklı arılara sporun bulaşma ihtimali daha yüksektir. Böylece kısa zamanda hastalık yoğunluğunda belirgin bir artış meydana gelir.

            Kolonideki genç işci arıların hastalığa yakalanması, arılıktaki diğer kolonilerin geleceği açısından çok önemlidir. Genç arılar sporla bulaştıktan sonra, uçma yaşına geldiklerinde yaklaşık % 50-58 hastalığa yakalanmış durumdadır. Bu arılar uçuşa başladıklarında, çevrede bulunan su ve besin kaynaklarını ziyaret ederler. Suları dışkılarıyla kirletirler. Bu suları kullanan sağlıklı arılar, hastalık sporlarını kendi kovanlarına taşır ve bulaştırırlar.

            Kafkas arısı (Apis mellifera caucasica) nın diğer arı ırklarına oranla Nosema hastalığına karşı daha hassas oldukları saptanmıştır. 

Hastalık yağmacılık yapmak, kovan şaşırmak ve oğul vermek gibi davranışlar sırasındada bulaşabilir. Nosemanın bulaşmasında arıcınında rolü vardır. Zayıf ve hasta kolonilerin sağlıklı koloniler ile birleştirilmesi, bulaşık alet ve ekipman kullanılması, hastalık bulaşmasını hızlandırmaktadır.

 

            Hastalığın belirtileri

 

            Hastalık, kolonide kronik halde seyrederken yani akut döneme geçmeden ilk belirtileri görülmelidir. Bunlar, arıların huzursuz davranışları, susuzluk çekmeleri, zamansız uçuşa çıkmaları, yorgun ve isteksiz görünmeleri, çok fazla yemeleri, sulu, turuncu renkte dışkı yapmaları ve titremeleridir.

            Barsakta biriken hazmedilmemiş katı besinlerin artması, hasta arının karın kısmının şişmesine neden olur. Neticede trake (hava) keseleri, şişen hasta barsağın basıncı ile sıkışır ve kan dolaşımı için yeterli oksijen sağlanamaz. Bu durumdaki arılar uçamaz, yerde sürünür gibi yürürler, kanat ve vücutları titrer, aktivite azalır. kasılma ve felç gibi belirtiler ortaya çıkar, Kovan içi ve uçuş tahtasına fazla miktarda dışkı bırakılır. Genellikle ölümden önce vücut kılları dökülmeye başlar .

            Hastalık belirtileri ilkbaharda yuvru gelişimi ile ortaya çıkar. İklim koşulları ve koloninin gücüne bağlı olarak Nisan ve Mayıs aylarında devam eder. Yazın baskı altında latent (pasif) halde kalır. Sonbaharda ise Ekim ve Kasım aylarında tekrar görülür. Koloni etrafında kanatlarını açarak ve sürünerek yürüyen arıların bulunması, uçmayı beceremeyen bireylerin görülmesi, iğneleme refleksinin kaybolması gibi belirtiler, hastalığın haylı ilerlemiş olduğunu göstermektedir.

 

            Zararı

 

            Nosema hastalığına yakalanmış arılarda ömür uzunluğunda bir azalma meydana gelmektedir.

            Ana arı Nosema ya yakalanmış  ve yumurta bırakma kapasitesi azalmış ise işçi arılar tarafından sık sık değiştirilir. Bu durumda, yeni ana arının koloniye hakim olması büyük zaman kaybına sebep olur.

 

Koruyucu önlemler.

 

Hastalığın kendine has olan gizli gelişim seyri, kolonilerin özellikle ilkbaharda dikkatle incelenmesini gerekli kılmaktadır. Olumsuz çevre koşulları ve hastalık belirtileri ortadan kalkıncaya kadar koruyucu önlemler alınmalıdır.

a) Arılıklar rutubet almayan havadar bir yerde kurulmalı, analı olarak kışlaması sağlanmalıdır.

b) Hasta kolonilere ilkbahar ve sonbaharda şeker şurubu, polenli kek veya porteinli besinler verilmeli, arılar güçlü tutulmalıdır. Teknik arıcılık kuralları bakınız akideli şekerle arılarınızı besleyiniz diye bir saçmalıktan bahsetmemektedir.

c) Yaz sonunda yavru gelişmesinin durmasına izin verilmemeli, bu dönemde yapılacak bakım ve besleme ile genç arı populasyonunun artmasına yardımcı olunmalıdır. Koloninin kışa kuvvetli girmesi, nosemanın kovandaki zararını azaltacaktır.

 

 

İlaçla tedavi

 

l952 yılında Kanada’da denenen Fumagiliin etken maddeli antibiyotiğin etkili olduğunun saptanması üzerine bu konudaki çalışmalar yoğunlaştırılmıştır. Nihayet l954 yılında, arılar için kullanılabilecek preparat olan Fumidil B geliştirilmiştir.

Fumidil B uygun şekilde bal arılarına verildiği zaman, nosema sporlarının vegetatif dönemdeki gelişmesi durmakta veya sporlar tamamen yok edilmektidir. Bu suretle hem hastalıktan korunma hemde tedavi sağlanmaktadır.

Koloniye koruyucu olarak özellikle ilkbaharda ve sonbaharda, Fumudil B katılmış şeker şurubundan yılda en az iki defa verilmelidir. 2 kısım şeker+l kısım su ilavesiyle 2/l oranında hazırlanan şeker şurubunun her 4 litresine 75-l00 mg lık aktif madde yani şişedeki ilacın l/5 i ilave edilmelidir. Yaklaşık 20-25 lt lik şuruba, 25 gr lık l şişe Fumudil  B karıştırılmalıdır.

Sadece l-2 koloni tedavi edilecekse, bu durumda ilaçlı şurup, pratik ölçülerle yani her 4 litre şeker şurubuna l çay kaşığı dolusu(3.75-5 gr) Fumudil B katmak suretiyle hazırlanır. Fumudil B kesinlikle sıcak şurup içinde eritilmemelidir. Aksi halde etkisini kaybeder ve yararlı olmaz.

Büyük ve güçlü koloniler için koloni başına en az 8 lt ilaçlı şurup verilmesi gerekmektedir. Şuruplama, nektar akımından l-2 hafta önce tamamlanmalı bal yapma süresince Fumudil  B verilmemelidir.

Tedavi amacıyla Fumudil B arılara püskürtme yöntemiyle veya keklere karıştırılarakda verilebilir. Ağır hasta koloniler eğer hala besin alabilecek güçte iseler, bu kolonilere bir el  püskürtme pompası  ile ilaçlı şurup püskürtülür.

 

Arı Felci

 

Arı felci hastalığı Kronik Arı Felci Virüsü (CBPV) adı verilen bir virüs tarafından meydana getirilmektedir. Bu hastalık İlk defa Amerikada Huber  (l809) tarafından yazılan Bazı Siyah Arıların Tetkiki isimli eserde söz konusu edilmiş ve hastalığın belirtileri ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır.

 

Tanınması

 

Ülkemizde arıcılarımız bu hastalığı çeşitli yörelerde farklı isimler vermektedir. Örneğin Nüzul veya inme gibi isimler bunlar arasındadır. Ancak bir çok arıcı bunu paraliz hastalığı olarak tanımaktadır.

 

Hastalığın Belirtileri

 

Bal arılarında felç yapan virüse, Kronik Arı Felci Virüsü adı verilmektedir. Birde Akut Arı felci Virüsü vardır. Bunların etkileri birbirinden farklıdır.  Örneğin Akut arı felci virüsü arıları 6-7 gün gibi kısa sürede öldürdüğü halde, Kronik arı Felci virüsü iki ve dört haftada bulaştığı arıları  öldürmektedir.

 

Ülkemizde kronik arı felci daha yaygın olduğu için bu konuda bilgi verilmesi uygun görülmüştür.

 

a) Ergin işçi arıların vücudu ve kanatları sürekli şekilde titrer, uçma yeteneği kaybolur, arılar kümeler halinde arılık önündeki toprakta sürünerek yürürler. Kovandaki arılar ise yuvrulu çerçevelerin üst kısmında toplanırlar.  Bazen ilkbaharda kronik arı felcini, dizanteri hastalığı izler ve hasta arıların hepsi ölür.

b) Hastalığı yakalanmış arıların vücut kılları dökülür ve vücut yüzeyi esmerleşir. Parlak cilalanmış gibi olan vücut, tüyleri olmadığı için normalden daha küçük görünür. Bazen l50-200 arının kovan önünde bir gün içinde öldüğü görülebilir. Sıcak ve kurak havalarda hastalık şiddetinde önemli artışlar meydana gelmektedir. Burada şu konuya açıklık getirmek istiyorum. Yukarıda belirtiğim gibi Nosema hastalığında görünen titreme ve sürünme olayı ile Arı felcindeki sürünme ve titremeler aynı gibi görünselerde Arı felcinde malesef sindirim sisteminde herhangi bir tahribat söz konusu değildir. Arılarda ölümler Nosemadan daha kısa bir sürede ve hiçbir sindirim sistemi bozukluğu görülmeden olmaktadır.

 

Tedavi yöntemi

 

Kronik (Müzmin) arı felcinin virüsünü halen kontrol altına alabilecek etkili bir ilaç bulunamamıştır. Buna mukabil ana arılarının yaşları 3-4 olan kolonilerde hastalığa yakalanma oranlarının çok yüksek olduğu bilinmelidir.

 

Septisemi

 

Bal arılarında Septisemi hastalığı veya kan zehirlenmesi olarak tanınan hastalık, Pseudomonas apiseptica burnside adı verilen bir bakteri tarafından meydana getirilmektedir.

 

Bulaşması

 

Septisemiye neden olan bakterinin doğada nemli toprakta, bitkilerde durgun su ve bataklıklarda bulunduğu bilinmektedir. Ergin arılarda canlı olarak kaldığı ve uygun koşullar altında faaliyete geçtiği tahmin edilmektedir. Bu bakteri çeşitli yollarla arının solunum (trake) sistemine, buradanda kan sıvısına geçerek hastalık yapmaktadır. Özellikle havasız ve yüksek nem bulunan kovanlarda hastalık görülmektedir. Ayrıca yoğun şekilde yapay besinlerle beslenen kolonilerde daha kolay ortaya çıkmaktadır. Eğer bir koloniide ilkbaharda petek örme, Varroa zararının başlaması gibi çeşitli nedenlerle stres artarsa hastalık riskide artmaktadır.

Septisemiye yakalanan arıların hemen hepsinin kısa sürede öldüğü görülür. Ölüm bulaşmadan 20-36 saat sonra en yüksek düzeye ulaşmaktadır. Ölümden önrce en çok göze çarpan belirti, kaslardaki hızlı refleks kaybıdır. Hasta arılarda baş, göğüs, abdomen, kanat vei bacaklar kopar. Bulaşık kovanlarda hoşa gitmeyen ekşi bir koku hissedilir. Ölen arıların kan rengi, açık kahverenginden kireç beyazına dönüşür. Henüz Septisemi hastalığına dayanıklı bir ırk bilinmemektedir. Ana arılar dahil, koloni bireylerinin hepsi hastalığa yakalanmaktadır. İlaç olarak Polonyada l962 yılında Streptomycin uygulaması yapılmışsada yeterli düzeyde bir başarı elde edilemediğinden dolayı kullanımı terkedilmiştir.

 

Bulaşıcı olmayan arı hastalıkları

 Dizanteri

 

Dizanteri (Adi ishal) hastalığı, kışın bal arılarının sindirim sistemindeki hazım bozukluğundan ileri gelmektedir.Arıların kış aylarında beslenme sırasında almak zürunda kaldıkları uygun olmayan besinler dizanteriye neden olmaktadır. Bozuk besinlerin sulu halde ishal şeklinde vücuttan atılması ile petekler, kovan içi ve çevresi dışkı ile kirletilmektedir,

Dizanteri her nekadar mikrobik bir hastalık değilsede, kovanda Nosema ile birlikte seyretmesi halinde koloni kısa bir zamanda zayıflar ve ilkbaharda ölümler başlar.

 

Hastalığın Sebepler

 

l- Tarlacı arıların doğada yeterli nektarı temin edemedikleri dönemlerde bitki özsuyu emen Yaprak biti , Ağaç bitleri gibi böceklerin tatlı salgılarını yani balçiği adıda verilen hazım artıklarını peteklere dapo etmeleri ve bu ballarla kışlamak zorunda kalmaları.Diğer bir tabirle zenk balı ve ilimizde yapılan şıra işlerinin devamn neticesinde süzdürme torbalarında bulunan ekşimsi tatdaki sıvıların peteklere depo edilmesi ve bu stoklarlaa kışlamak zorunda bırakılmasıdır. 

2- Arılara pancar şekeri (toz şeker) veya şeker kamışından elde edilen beyaz granül şeker dışında ham şeker, kahverengi şeker (karamela) A k i d e l i    Şeker  kimyevi boyalar karıştırılarak elde edilen lokumlar ve pekmez gibi besinlerin sonbahar bakımında kullanılması,

3- İhtimar etmiş (ekşimiş) nektar ve küflü polenle arıların beslenmek durumunda olmaları. Bunuda şöyle açıklamalıyız. Bir sezon öncesinden artan petek ve bal artıklarının (su katılmadan saklananlar hariç) yine uygun olmayan kaplar içerisinde saklanarak yeni sezonda şurup veya kek yapımında kullanılmaması şeklinde sıralayabiliriz.

4- Nem oranı yüksek, rüzgarlı ve çok serin geçen ilkbahar aylarının uzun sürmesi halinde koloni  bireylerinin kovanda kapalı kalarak temizlik uçuşuna çıkamamaları.

5- Kışlık duruma alınanan arılara rahatsızlık verilerek düzenlerinin bozulması.

6- Zayıf kolonilerin l0 luk kovanlarda kışlatılmasında ısrar edilerek boşluklarının doldurulmaması , dolayısıyla ısı kaybından kaynaklanan üşümelerin oluşu

Aşırı dışkı birikiminin nedeni, katı madde değil sudur. Dizanteriye yakalanmış arıda dışkının su oranı, normal arılara göre dahafazladır. Kolaninin ölmesi veya yaşaması, hasta arıların sayısına bağlı olmaktadır. Özellikle yazın olgunlaşmamış ve bozulmuş besinleri alan bireylerin su tüketimi artar ve bunlar kısa sürede dizanteriye yakalanırlar.

 

Kovandaki Aşırı suyun kaynağı

 

Kışın kovanda bazen çeşitli faktörlerin etkisiyle su miktarı aşırı şekilde yükselebilir.       Bunları şöyle sıralayabiliriz.

a- Olgunlaşmamış bal : Olgunlaşmamış balda  yüzda l8-20 oranında su mevcuttur. Tam olgunlaşmamış balla kışlatılan kolonide dizanteri görülür.

b- Sonbahar şuruplamasının gecikmesi :Dolayısıyla geç depolanan sulu şurup kışa girmeden olgunlaştırılamaz. Bu durumda dizanteriyi hızlandırır.

c- Kristalize olmuş bal: Petek gözlerindeki kristalizasyon başlangıcında olan balların üst kısmı yani henüz grünüle olmayan kısmı, normaldan daha faazla su içermektedir. Eğer ince yapılı kristaller oluşmuş ise bunlar arılar tarafından alınabilir ve zararsızdır. Fakat granülasyon kaba ise, iri tanecikler tüketilemez ve sulu kısım dizanteri hastalığını teşvik eder. Bilindiği gibi şekerlenmiş balda su açığa çıkmakta ve früktoz ile sıvı halde bulunmaktadır.

Bu sıvılarla beslenen arılar, her seferinde normal bal ile aldığından yüzde 4-6 oranında daha çok su almaktadır .

d- Fermente olmuş besinler: Balın fermantasyonu ile meydana gelen alkol ve çeşitli mayaların arılara zararlı etki yapmadığı, ancak fermantasyon sonucu oluşan suyun tüketilmesinin dizanteriye neden olduğu saptanmıştır.

e- Rafine edilmemiş şekerler: Rafine edilmiş kristal toz şeker dışında ham kahverengi şeker, lokum, Akide Şeker, pekmez vb. gibi tatlı maddelerin arılara besin olarak verilmesi kesinlikle doğru değildir. Zira  bu şekerli maddeler arıların barsağında fazla su birikmesine sebep olmaktadır. Bu durum da dizanteri hastalığının başlamasını hızlandırmaktadır.

 

Korunma ve tedavi yöntemleri

 

Dizanteri (Adi ishal) mikrobik bir hastalık olmadığı için ilaçla tedavisi yoktur. Bazı korunma önlemleri almak suretiyle hastalık şiddeti azaltılabilir.

l- Arıların besinlerine dikkat etmelidir.

    a- Rafine edilmiş şekerle arılar beslenmelidir.

   b- Sonbahar bakım ve beslenmesi çok geciktirilmemeli, şurubun depolanması ve suyunun uçurulması için arılara yeterli zaman bırakılmalıdır.

    c- Fermentasyona uğramış ekşi ballar arılara verilmemelidir.

    d- Kahramanmaraş ta yaygın olan Akideli şeker sanki bir arı besiniymiş gibi kabul edilmektedir. Ancak bunu bir menfaat karşılığı reklam edenlerin memleket arıcılığını nasıl etkiledikleri yukarıdan beri anlatılanlar göz önünde bulundurularak bırakılması çiftçilerimizin menfaati icabıdır. Bu konuda arıcı caimasının kültür seviyesi yükseltilerek teknik arıcılık kurallarına uyulması sağlanmalıdır.

2- Kışa girmeden önce zayıf koloniler birleştirilmeli, bölme tahtası konularak sıkıştırılmalı hatta boşlukları rutubet emici maddelerle doldurularak kovan içindeki gerekli ısı temin edilmelidir.

3- Kışın kovanda havalandırmanın iyi olması ve nemin kovanda birikmemesi gerekmektedir. Aşırı nem kovan içinde yoğunlaşırsa, arı sağlığı açısından tehlikeli sonuçlar meydana gelir. Çünkü sırlanmamış peteklerdeki bal higroskobik olduğu için ortamdaki nemi çekerek sulanacaktır.Nemi çeken ballar ise normalde deforme olarak arıların sindirim sistemlerini tahrib edecektir. 

4- Kışın rahatsız edilen arılar fazla bal tüketerek kış salkımının sıcaklığını artırırlar ve düzenleri bozulur. Bu durum dizanteri hastalığını teşvik etmektedir.

 

Mayıs Hastalığı

 

Eskiden Arıcılarımız İlkbaharda gördükleri bütün ergin arı hastalıklarına “Mayıs hastalığı” adını vermekte idiler. Daha sonraki yıllarda bunun doğru olmadığı, bu hastalığın ayrı bir özelliğinin bulunduğu anlaşıldı.

İlk baharda hatta bazen yaz mevsimi başlarında kovan önlerinde karınları şişmiş uçma yeteneğini kaybetmiş ve yerde sürünen genç arıların görülmesi Mayıs hastalığının ilk belirtileridir. Araştırıcılar bulaşıcı olmayan bu hastalığın hazmedilemeyen polenden ileri geldiğini kabul etmektedirler.. Bulaşıcı özellik taşımayan bu hastalık için herhangi bir ilaç kullanmaya gerek yoktur. İlkbaharın gelişi ve havaların nisbeten ısınması varsa bu rahatsızlıkları ortadan kaldıracaktır.

 

Yavru Üşümesi

 

Erken ilkbaharda yavruların gelişmesi sırasında, ani soğukların başlaması ve sıfır dereceye yaklaşan soğuk günlerin bir süre devam etmesi sonunda yavruların üşüyerek ölmelerine yavru üşümesi adı verilmektedir. Bilindiği gibi kovanın kış ayları hariç, sıcaklığı 33-34 derecede sabit tutulmaktadır. Çevre sıcaklığında görülen ani değişmeler ve don olayları , kovan içi bireylerinin kış salkımı oluşturmalarına neden olmaktadır. Sıcaklığın gece saatlerinde azalmasıyla da kovan bireyleri  toplu halde birbirlerine sarılarak kış salkımını daraltırlar.

Bu esnada genç bakıcı arıların kış salkımının  ortasında bulunması, yavru bakımının uzun bir süre aksamasına neden olmaktadır. Zira kaide olarak salkımın ortasında ana arı ve genç işçi arılar yer almaktadır. Kış salkımının dışında yavruların bakım görevini üstlenmeyen yaşlı arılar bulunmaktadır. Bunlar sadece besin temin ederek iç kısımdaki genç arılara ulaştırırlar. Böylece besin stoklarına doğru yavaş fakat sürekli şekilde hareket edilir.

Dışarıdaki hava sıcaklığının daha fazla azalması, salkımı meydana getiren arıların daha sıkı bir şekilde birbirlerine kenetlenmesine neden olur. Bu durumda çerçeve kenarındaki yavrular, çerçevenin orta kısımlarındaki yavrulara oranla daha çok soğukla temas halindedirler. Dolayısıylada ilk ölümler bu larvalarda olmaktadır. Bu durumdan korunma yöntemlerini şöyle sıralayabiliriz.

l- Kovan içi kontrolleri rüzgarsız ve güneşli havalarda yapmalı ve hava sıcaklığının l4 derecenin üzerinde olduğu zamanlar seçilmelidir.

2- Kovanlar soğuk ve rüzgarlı havalarda gereksiz kontrol edilerek kovan içindeki mevcut ısının düşmemesi sağlanmalı 20 derecenin altında bakım yapılırken arılı ve yavrulu çerçeveler dışarıda boşluklarda bırakılmamalıdır.

 

Yüksek Sıcaklık

 

Yazın çok sıcak havalarda l0-l2 saat güneş altında kalan kovanlarda, aşırı ısınmadan dolayı arılarda genel bir huzursuzluk başlamaktadır. Özellikle kapak üzeri saç ile kaplanmış tahta kovanlardaki aşırı sıcaklık, ballık katını hatta yavrulu çerçeveleri olumsız yönde etkilemektedir. Bütün bunlara engel olabilmek için hiç deyilse piyasadan kolaylıkla temin edebileceğimiz ambalaj kartonları ile kolonilerimizin üzerlerine yapay bir gölgelik yapılarak kovanlarda vantilatör görevi yapan arıların yardımına koşmalıyız.

 

Zehirli bitkilerden ileri gelen ölümler.

 

Bal arıları doğada yüzlerce çiçeği ziyaret ederken zehirli polen, nektar veya balçiğine sahip bazı bitkilerin etkisiyle zehirlenip ölmektedir. Örnek: Karadeniz bölgemizin  sahil şeridinde yetişen Ormangülü bitkilerinin nektar ve poleninde bulunan madde arılar tarafından bala karıştırılmaktadır. Yörede “Deli bal” olarak bilinen bu balı yiyenlerde zehirlenme belirtileri başlamaktadır.

Topladıkları bu ballarla beslenerek çalışmaya giden işçi arılar kovandan uzakta öldüğü için arıcının bunları görmesi mümkün değildir. Kovanda zehirlenen yuvrularda gelişme durur, vücut rengi morumsu mavi bir görünüş arzeder. Bazı araştırmacılar buna Mor çürüklük hastalığı adını vermektedirler. Söz konusu orman gülü Kahramanmaraş ilimiz sınırları içerisinde yetişmediğinden  böyle bir tehlike söz konusu değildir.

 

Polen Zehirlenmesi.

 

Polen Zehirlenmesine sebep olabilecek ağaç vb . bitkileri şöylece sıralamak mümkündür.

Porsuk ağacı: Trakya, Karadeniz, bölgesi ve toros dağlarında yetişir, kışın yapraklarını dökmeyen bir ağaçtır. Zehirli bir bitkidir. Yeni ölmüş işçi arıların midesinde çok sayıda bu ağacın polen artıklarına  rastlanmıştır.

Soğan: Soğan poleninin Rusyada arılara zehir etkisi yaptığı rapor edilmiştir. Bizzat benim kendi gözlemlerimdede arıların soğan çiçeklerine pekkonmadığı ve bunlardan polen toplamadıkları tarafında  bir intiba bırakmıştır. .

Geven : Geven bitkisinin çiçeklenme döneminde bazı genç arıların zarar görerek öldükleri saptanmıştır. Bunun yanı sıra Anadoluda 370 den fazla geven türünden çok azı zehirlidir. Geven bitkisinin sadece polenlerinde zehirlenme olmadığı bazı arıcılarımızın işçi arıların nektar  toplamaları esnasında rüzgarında etkisiyle birlikte gevenlerin dikenlerine kanatlarının delinerek takıldıklarını ve böylesi bir ölüm vakalarınında olduklarını bildirmektedirler.

Sütleğen: Bu bitkinin poleninden zehirlenmiş arıların midesinde, bu bitkiye ait polen artıklarına rastlanmıştır. Ülkemizde sütleğenin 60 kadar türü vardır ve bunların çoğu zehirlidir. Hatta bazı bitkilerin sütü, balık zehiri olarak kullanılmaktadır.

Atkestanesi  : Kurak iklime dayanıklı bir ağaçtır. Çiçekleri piramit şeklinde beyaz ve pembe  renklidir. Tohumu, poleni ve nektarı zehirli bir madde olan “Saponin” bakımından zengindir.Bu bitkinin  çiçekleri kurak mevsimlerde arıları oldukça fazla cezbeder, eğer bu günlerde arılar tarafından polenleri toplanırsa zehirlenen arılarda bu belirtiler 3-4 saat sonra meydana çıkmaktadır. Ben burada  diğer zehirli polen içeren bitki veya ağaçların tamamını anlatarak veya yazarak kıymetli zamanlarınızı daha fazla almak istemiyorum. Ancak ilimizde  mevcut bulunan bu bitki ve ağaçların polenlerinin arılar üzerinde zehirleyici bir etkisini izah etmeye çalışmışımdır. .

 

Nektar Zehirlenmesi (Bal özü)

 

Nektarları zehirli olan bazı bitkileride yukarıda kullandığım ifade nezdinde açıklamaya çalışalım.

Beyaz lale: Bu çiçek türünün üzerinde ölü arıların görülmesi üzerine ölü arıların midelerindeki artık maddelerin laboratuvar incelemelerinde zehir etkisi yapan mannoz ve galaktoz şekerleri bulunmuştur. Bu şekerlerin beyaz lale nektarında olduğu arıları öldürdüğü anlaşılmıştır.

Meşe: Yapraklarında bulunan yapışkan tatlı bir balçiği üzerinde, bazen zehirli bir mantar olan Aspergillus calyptratus un gelişmesi sonunda bal arısı için özel bir tehlike oluşmaktadır.

Haşhaş  Haşhaş bitkisinin beyaz ve mor renkli çiçekleri üzerinde beslenen arılarda  çok sayıda ölüm görüldüğü kaydedilmiştir. Uyuşturucu etkisi olan bazı alkaloidlerin nektara geçtiği ve bununda arıları öldürdüğü ifade edilmektedir.

Küçük Yapraklı ıhlamur  Diğer türleri gibi ballı bitkilerin başında gelmektedir. Ancak iklim koşulları  göz önüne alınarak bazı yıllar bu bitki, arı ve diğer böceklere karşı zehir etkisi göstermektedir. Bu olayın bir benzeri bazı senelerde İlimizde mevcut bulunan tesbi çiçeklerinde de aynı olaylar  cereyan etmektedir.

Tütün Tarlasında, bitkinin açmış çiçeğini ziyaret eden bal arıları bir süre sonra ölmektedir. Zira bu bitkinin özsuyu ve naktarında, böcek öldürücü olan nicotine, narnicotine ve anabasine gibi zehirli bileşikler bulunmaktadır.

 

Geçici Körlük.

 

 Ayçiçeği tarlalarından nektar toplayan arıların vücut kılları, baş ve gözlerin üzerine nektar benzeri bir  sıvının yapışması olayına çok sık rastlanmaktadır. Bileşik gözlerin üzeri daha sonra çiçek tozları ile kaplanarak kısmen veya tamamen örtülmektedir. Bu durumdaki arılar kovanlarını şaşırmakta ve görerek uçuş yapamamaktadırlar. Hatta bazı arıcılar ayçiçeği tarlalarına arıları  kör ediyor diyerek kovan götürme taraftarı olmadıkları bilinmektedir. .

Aslında gözlerine nektar yapışmış ve çiçek tozu ile kaplanmış arılar bu geçici körlükten, kovanda veya bir su kenarında temizlik yaparak yani yıkanarak kurtulmaktadırlar